Site Rengi

DOLAR 7,5454
EURO 8,9919
ALTIN 414,40
BIST 1.542
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 9°C
Az Bulutlu
İstanbul
9°C
Az Bulutlu
Sal 14°C
Çar 13°C
Per 9°C
Cum 11°C

En değerli varlık insandan sorumluyuz

REKLAM ALANI
17.09.2019
270
A+
A-

Değerli okuyucularım.

Yazmak aslında hayatımın bir parçası ve yazmadan, okumadan da asla yapamıyorum. Sizlerden kısa süreliğine ayrı kalmış gibi gözüksem de yine de boş durmadım. Roman ve öykü çalışmalarıma ağırlık verdim. Çünkü öyle gerekti. Zaten sizlerden ayrı kalmak gibi de bir niyetim hiç olmadı.

ARA REKLAM ALANI

Yolda beni görüp yazılarımı soran okuyucularıma ve beni seven tüm dostlarıma tekrar merhaba…

İnsan çoğu zaman günleri, saatleri, dakikaları kalbinde yaşar. Kalbimizdeki zekâ düzeyi kafamızdakinden çok daha yüksektir. Kafayla kalp, aynı takımın oyuncuları hatta hayat ortaklarıdır.

Hem akıllı hem iyi yürekli, hem pratik hem içten geldiği gibi cesur, sevgi dolu ve aynı zamanda sorumlu, hem de tutkulu bir hayatımız olsun isteriz. Kendi öz benliğimizi bulur ve onu bütün dünyaya gösterebilirsek hayatın akışına da o ölçüde yaklaşırız. Hayat tabi ki lay lay lomla geçmez.

Zaten gerçek anlayışta da bu yatmaktadır diye düşünüyorum.

Duygularımı bu kadar açığa çıkaran hepimizin bildiği gibi “Simav Depremi” oldu. Bu deprem ülkemize hem maddi hem de ticari ve psikolojik kayıplar verdiren 17 Ağustos 1999 Marmara ve 12 Kasım Düzce depremini hatırlattı.

Ve o depremde “Sesimi duyan var mı?” haykırışları Tarihin içinde önemli bir yer tuttu. Ve o haykırışlar hala kulaklarımızda çınlıyor. Depremi en iyi anlatacak faktör olaylardı. O olayları yaşayan insanları görmemezlikten gelemeyiz. İşte size kaleme alınmış gerçek bir olayı anlatmak istiyorum.

“60 yıllık beklenti 30 saniye ve yok olan kent sonrasında gerçekleşiyor.”

Düzce’nin il olması için yıllardır mücadele veriliyordu. Söz vermeyen politikacı kalmamıştı. Hatta numara bile verilerek şu zaman il olacaksınız denildi lakin sözler boş çıktı. 17 Ağustos depreminde gördük ki, Düzce il olmadan kalkınamaz. Sivil toplum kuruluşları, odalar, meslek kuruluşları, muhtarlar el ele vermişlerdi. Düzce ‘de İl Konseyi kuruldu. Konsey son toplantısında Ankara’ya gitmeye karar vermişti.

Milletvekilleri aracılığı ile Cumhurbaşkanı, Başbakan, Başbakan Yardımcılarından randevu alındıve Ankara’ya gidildi. Tarih 12 Kasım 1999. 80 kişilik heyetle Ankara’da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in kabulündeydik. Demirel ise kararnameyi hiç bekletmeden imzalamıştı.

Saat 19. 00 da Başbakan yardımcısı Hüsamettin Özkan’la randevu vardı. Randevuya on dakika vardı ve bizler koridorda bekliyorduk. Düzce’nin yerel Tv’si adına gelen Taner Aydın ise Düzce ile telefon bağlantısı yapıyordu.

Eşi Düzce’deki depremi haber veriyordu ve saat 18. 58 idi. Depremi “artçıdır” diye önemsedik. Taner’in yüzü bembeyaz kesilmişti. Heyet Hüsamettin Özkan’ın makamına geçmişti. Ya artçı değilse diye düşünürken Hüsamettin Özkan ilk sözü söyledi. “Size müjde vermek istiyorum Düzce il olmuştur.

Haberler başladı.

Düzce’de deprem!
Düzce yerle bir oldu!
Oda da buz gibi bir hava esti.

Hüsamettin Özkan, geçmiş olsun. Sanırım hemen dönmek istersiniz. Durumunuzu anlıyorum. Gidebilirsiniz”

Heyet bir anda karıştı. Herkes arabalara bindi. Haberler dinleniyor, Düzce’nin yerle bir olduğu, Kaynaşlı’nın yanmaya başladığı, yüzlerce ambulansın, kurtarma ekiplerinin yöreye akın ettiği bildiriliyordu.

Kimse cep telefonuyla Düzce’yi düşüremiyordu. Bir iki kişi bunu başardı. Sonra kesildi. Genel bilgi alınmıştı. Birçok yer yıkılmış.

Otobanda trafik bizi durdurdu. Yolun kapalı olduğunu söyledi.

Düzce ekibinden olduğumuzu söyledik. Yanımızdaki pankartı gösterdik. İzin verdiler. Otobüsümüz hız kesmeden süratle yol aldı.

Alev topu Kaynaşlı’nın içinden geçtik. Duyduğumuz “Aman Allahım Eyvah!” Yüreğimiz yana yana. Hıçkırıklar. Gözyaşları. “Ne olur Allahım sen onları koru!” dualarıyla Düzce’ye geldik. Düzce tanınmayacak haldeydi. İnsanlar oradan oraya koşuyorlardı. Ortalık toz duman içindeydi. Gökyüzünde toz bulutları hakimdi. Otobüsün içi saniyede boşaldı.

Sabahın neşeli başlayan günü, akşamını kadere bırakmıştı. Düzce’ye il müjdesi verecektik ya, Düzce ağlıyordu. Düzce karanlık içindeydi. Düzce feryatlar içindeydi. Düzce ‘de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Düzce sabah bıraktığımız Düzce değildi.”

Kaleme alınmış bu yazıyı kısaltarak sizlerle paylaştım.

Bu hayatı sizlere anımsatmamdaki en büyük etken hem Düzce’li olduğum için hem de; insanın insana emanet olduğu içindir. Bir toplum sessizliğin ve duruluğun içinde büyük acılar yaşıyorsa sonucu doğal afetten daha büyük olabilir.

Çünkü insana yaşadığı tabiat emanet.
İnsanlık âlemi emanet!
Yakınları emanet!
Medeniyet emanet!
her şeyden önemlisi aklı, kalbi ve ruhuyla insan, kendisine emanet.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.