Site Rengi

DOLAR 7,3505
EURO 8,8901
ALTIN 409,96
BIST 1.529
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 11°C
Parçalı Bulutlu
İstanbul
11°C
Parçalı Bulutlu
Per 10°C
Cum 14°C
Cts 13°C
Paz 11°C

Özel yetenek hocası Şadiye Kılıç’tan:Öğrencilere altın tavsiyeler

REKLAM ALANI
30.10.2019
645
A+
A-

3 yıl Esenler’de görev yaptıktan sonra şimdi üstün yetenekli çocuklara öğretmenlik yapan Şadiye Kılıç ile konuştuk. Seyyar satıcı kızı, idealist öğretmen Şadiye Kılıç’ın öğrencilere ilginç tavsiyeleri var:

“Ben çocuklarla hata yapma oyunu oynuyorum. Bazen kendi kendime hata yapıp “Aaa bakın çocuklar ben bile hata yapıyorum.” diyorum. Herkes bilmez ama insan zaferleriyle değil, yenilgileriyle büyür. Bir sınavdan 60 mı aldınız? Dünyanın sonu değil, çünkü önünüzde çok güzel bir savaş başladı. Şimdi o 40 puanlık hatayı bulmaya çalışın. Hayatın içinde her şey var…”

ARA REKLAM ALANI

Eğitime ve dünyaya farklı bir pencereden bakan Şadiye Kılıç ile yaptığımız röportajda eğitim dünyasındaki herkes kendine bir şeyler bulacak.

Hocam önce okuyucularımıza sizi tanıtarak başlayabilir miyiz?

22 Kasım 1989 Tarsus’ta dünyaya geldim. Diyarbakırlı bir ailenin 5 çocuğundan 4.süyüm. Kız çocuğuyum, bilirsiniz bizim oralarda kız çocuğu doğduğu zaman aile pek sevinmez. Ben bu algıyı yıkmak için değil ailenin, sülalemin en başarılı çocuğu olmaya karar verdim, daha küçük yaşlarda… Mesela çok acı, ağabeyimle erkek kardeşim doğduğunda kurban kesilmiş ailede. Biz doğduğumızda üç kız art arda, üzülmüş rahmetli babam. En son ölüm döşeğinde bana söylediği “Gururum!”oldu.“Aile sana emanet!” dedi. Yani bu benim zaferimdi aslında bir manada. Çünkü bir algıyı değiştirmeye çalıştım yıllarca. O mücadelem zaten babamın en son söylediği bu cümleyle zafere ulaştı. Babamı kaybettim geçen yıl. Acısı çok taze. İçinde baba geçen cümleler kuramadım uzunca bir süre. Sonra oturdum şiir yazdım buna dair. Başıma gelen her şeyi yazıyorum. Şiar Dergisi yayınlıyor.

Domates, biber, patlıcan diye bağırarak büyüdüm

12 yaşımdaydım, Tarsus’ta babam seyyar satıcıydı, sokaklarda sebze, meyve satıyordu. Ben de okul birincisiyim, öğretmenler çok seviyor. Bu kızı okutun falan diyorlardı annemle babama. Bizde kız çocukları okutulmaz 16-17’yi geçince evlendirmek normal. Tarsus aslında modern bir yerdir ama bizim bulunduğumuz mahalle biraz şehrin dışındaydı. Kozmopolit bir yer. Hep Kürt, Arap, Zazaların birlikte yaşadığı bir mahalle. Seyyar satıcılar mahalleye girmeye korkardı. Babam da orda seyyar satıcıydı, biz kalabalık bir sülaleydik, bize pek bulaşamazlardı, korkarlardı. Tek başına bazı sokaklardan geçemezsin. Korka korka bisikleti alır erkek çocuğu gibi tehlikeli mahallelerden geçerdim. Öyle anlatayım. Bazen kuldan gelirdim, babamla birlikte mahalleyi turlardık. Ben bağırırım ” Domates, biber patlıcan! ” diye. Evler de gecekondu tipi. Teyzeler gelirlerdi, satış yapardım onlara. İletişim becerilerim böyle gelişti. Hep şunu derlerdi babama “Senin bu kızın çok farklı!.. “Hatta ilkokul 4.sınıf öğretmenim bir gün beni tahtaya kaldırdı, sen nerelisin? dedi. Ben de Diyarbakırlıyım dedim. Ondan sonra emin misin? dedi. Evet öğretmenim, dedim. Senin Türkçen ne kadar güzel böyle, dedi. Senin baban öğretmen mi? dedi. Yok seyyar satıcı dedim. Sınıftakiler bağırıyorlar, ‘seyyar satıcı onun babası’ diye. Sanki utanılacak bir şeymiş gibi. Öğretmen kızdı sınıfa. Bir övdü beni saatlerce… Ben çok utanmıştım o gün. Yerime oturdum ama kimsenin yüzüne bakamıyorum. İnsana dair her acıyı tattık şükür. Şimdi çocuklarımızı güçlü yetiştirelim diyorum. Bu da hayatın içinde aktif rol almakla olur. Şimdi anne babalar toz kondurmuyor çocuklarına. Ben çektim o çekmesin. Bir noktaya kadar haklılar, ama bu ona iyilik değil kötülük oluyor. Dokuz yıldır bunu gördüm sahada.

Önemli olan çocuklara vizyon kazandırmak

O okulda kalmak isterdim ama maddi sıkıntılar nedeniyle İstanbul’a göç ettik. İstanbul’da annem tekstil işçiliği yaptı yıllarca, babam da annemle evlenmeden önce Veliefendi’de seyismiş, seyislik işine geri döndü. Yıllarca çalıştı, tam emekli oldu rahat edecek; kansere yakalandı, bırakmak zorunda kaldı. Tabi ben o sıra öğretmen olmuştum. Evin geçimini ben sağlamaya başladım. Esenler’e atandığımda çok mutlu oldum. Her yere giderim diyordum. Öğretmenliği seviyorum. Dershanede çalışıyorum bir yandan. Gelecek kaygısı var. İş bağlamında bir güvencem olursa, ülkeye daha fazla faydam olur diye düşünüyorum. O zamanki kafayla. Çünkü öğretmenlik çok da ciddi bir iş. Hayatlara dokunmak, büyük vebal… Ciddiye alınmak için biraz yükseğe çıkman gerekiyor. Sözünü dinletmek için bazen bağırman da gerekiyor. Esenler’e atandım, atandığım yıl büyük şeyler yapmak istiyorum ama maddi imkânsızlıklar var. İşin siyasi boyutları var. Uzak dursan da bulaşıyor bir yerden. Biz baylırız etikete, ötekileştirmeye, kötüyü çağırmaya… Bana şunu diyorlardı; senin ayağını kaydırırlar, dikkatli ol. Yaptığım da şiir okutmak. Sevgiyi anlatan şiirler… Ne var ki bunda? İlla can sıkar biri. Ben, evrensel ilkelere göre yetiştirim çocukları, ama insanlar çok geleneksel düşünüyor, haliyle korku da var. Fiziksel imkânsızlıklar hiçbir şeydir. Kalemin, defterin olmaz, başka bir şey kullanırsın. Önemli olan insanların zihniyetlerini değiştirmek, kafa yapılarını değiştirmek. En zoru bu. Onlara bir vizyon kazandırmak. Önyargıyı kırmak… Bu konuda en büyük yardımcım şiir oldu. Boşa bir uğraş gibi duruyordu insanların gözünde. Öyle olmadığını aradan geçen yıllar gösterdi.

Edebiyatla çocukların dünyaları değişti

Mesela ben hep şunu derdim, denizi hiç görmemiş insanlara ben maviyi anlatmaya çalışıyorum. İşim zor ama bir gün pes edecekler. Beni dinleyecekler. Çok şükür çocuklar da çok sevdiler beni orda. Çünkü karşılıklıydı. Bu kadarını hayal etmemiştim. Çocukların hayatlarını değiştirmek için bir şeyler yaptım. Mesela, yazarlar getirdim, şairler getirdim şiir dinletileri yaptım. Okula kütüphane yapılsın diye çok çabaladım, çok uğraştım. Bizim Yıldız Yazarlar Derneğimiz vardı, Ölü Ozanlar Derneği’nden ilham alarak. Okuldaki problemli çocukları etrafıma toplayıp istenmeyen davranışlara engel olmaya çalıştım. Çocukların algılarını değiştirdim. Konuşmayı öğrendiler diyebiliriz. Küfürlü konuşmak vardı, sözel şiddet vardı. Tabi edebiyat bir insanın hayatına değdikten sonra insanın cümleleri de yumuşuyor. Çocukların hareketleri ve davranışları, şiirle, romanla, hikâyeyle değişmeye başladı. Eğitimde İyi Örnekler ödülü de aldık  o proje ile. Yaklaşık 2 yıl uğraştık onunla, Ataol Behramoğlu geldi, Sezai Karakoç’a gittik, Yavuz Bülent Bakiler geldi, Bestami Yazgan, Mehmet Nuri Yardım, Ali Ural geldi, Ümit Meriç, Mustafa Kutlu’ya gittik. Hatırlayamadığım edebiyatçıların yanına gittik, kimisini davet ettik okulumuza. Böyle bir edebiyat şöleni olmuştu etrafımızda. Çocuklar da değişimi fark edince, davranışlarına dikkat ediyorlar. Belli bir yaşam standardı oluşturmaya çalışıyorlar. Bu ailelerinin onlara öğrettiklerinin daha ötesinde bir şey. Yani çocuk, ben birinin hayatında fark yaratmalıyım diyor artık. Şu an yaşadığım hayat monoton gidiyor, yaşamak bu değil… Ben değerliyim, benim hayallerim var, şimdi o hayallerin peşine düşmem lazım. Octavio Paz’ın bir sözü var:”Düşlerine Layık Ol!” Hayallerime layık olmam lazım… Benim de mücadele etmem lazım, savaşmam lazım, pes etmemem lazım… Hep derdim ki hiçbir işe yaramayacağını bile bile iyi olmaktan vazgeçmiyorsanız siz kazandınız demektir… Orwel de böyle der. Orwel’i muhakkak okumak lazım.

Mücadeleye devam’

Bir öğretmenin bir çocuğun dünyasında fark yaratmasının yanı sıra kendi hayatında da fark yaratması lazım. Aslında her şeyin elimizde olduğunu öğretmeye çalıştım orda. Özü anlamak lazım. Japon felsefesinde der ki; bir ustanın ustalığının onaylanması için kendinden daha ilerde bir öğrenci yetiştirmesi şart. Yani siz yıllarca ustayım deyin, sizi ciddiye almazlar. Ne yapması lazım, kendisinden de ilerde öğrenciler yetiştirmesi lazım. Mesela benim öğrencilerim Nobel alırsa, ben de yaşlı başlı bir kadın olursam o zaman beni usta öğretmen olarak kabul ederler. Böyle bir algı dünyaları var. Bu beni çok etkilemişti.  O zaman dedim ki, ben bir yerlere ulaşamıyorsam en azından benim öğrencilerim bir yerlere ulaşsın. O benim için idealdi. Şu an duyuyorum öğrencilerimin çok iyi yerleri kazandığını, iyi yerlere geldiğini. Mesela bir öğrencimle Davutpaşa Metro’sunda karşılaştık. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İngilizce Mühendislik kazanmış çok mutlu oldum. Tıp kazanan var. Mesaj atıyor mücadeleye devam diye. Çok mutlu oluyorsunuz. Böyle şeyler duyunca diyorum ki, Şadiye devam et, hem bu ülkeye borcunu ödüyorsun, hem kendi kişisel başarı hikâyeni yazıyorsun hem de arkana rahatça yaslanabileceğin bir emekliliğin hayalini rahatça kurabiliyorsun. Tabii kolay değil. Göbeğim çatladı 9 yılda. Bunun 19.,29. yılı nasıl geçecek acaba…

Esenler’de kaç yıl öğretmenlik yaptınız?

3 yıl.

Esenler’deki okulları yeterli buluyor musunuz? Kütüphaneleri ve envanterleri yeterli mi sizce?

Benim olduğum yıllarda imkanlar yetersizdi. Şu an bilemem tabi, aradan çok yıl geçti. O zamanlar ben evdeki kitaplarımı götürüyordum. Gidip belediyelerden kitap istiyordum. Bağcılar Belediyesi’ne gidip kucağımda koliyle kitap getirmiştim. Rica etmiştim oradaki arkadaşlardan sağ olsunlar çok yardımcı oldular. Arkadaşlarımdan kitap toplamıştım. Kitap kumbarası yapmıştık, kütüphanemizi doldurmuştuk. Kütüphanemizin raflarında yer kalmamıştı. Mesela şiir dinletileri yaptığımda kendi cebimden karşılıyordum, okuldan hem istemedim hem de öyle bir teklifte bulunan da olmadı. Bir yerlerde hâlâ iyi insanlar var. Allah onlarla karşılaştırsın bizi…

Esenler’de öğretmenlik yaptığınız sürece ilginç olaylarla karşılaştınız mı?

Çok fazla. Güzel bir örnekten bahsedeyim, Batuhan diye bir öğrencim vardı. Çocuk ergenlik çağı krizleri yaşayan bir çocuk. Ben bu çocukla çok ilgilendim. Sonra bir gün bana, “Hocam şimdiye kadar nerdeydiniz?. Şimdiye kadar böyle bir öğretmenimiz olmamıştı?” Hem kızdı, bağırdı niye bu kadar geç kaldın? diye hem de kalan zamanımızı değerlendirmeliyiz minvalinde. O çocuğun söyledikleri beni çok etkilemişti. Olumsuz, kötü olan olay da; mesela sürekli herkesin bana, senin ayağını kaydırırlar, bu kadar çok sivrilme, hızlı gidiyorsun yavaşla, demesi. Bu beni çok rahatsız ediyordu. Yani hiçbir iyilik cezasız kalmaz biliyorum. Şadiye dikkatli ol, hemen bir sendikanın koruması altına gir, bu ülke iyi insanları sindirir yok eder, bu kadar hızlı gitme… Napıyorum ki?.. İnsanız ve bir arada güzel şeyler yapıyoruz. İşin diğer boyutlarına bakarsak hiçbir şey yapmayalım o zaman. Bu beni daha çok strese soktu. Bir yerlerde hâlâ iyi insanlar var. Biliyorum.

Bilim ve Sanat Merkezi’nde öğrencileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Buradaki çocukları da çok seviyorum. Çok sevimliler, çok tatlılar. Çok yaratıcılar, çok zekiler. Genel konuşacağım şimdiki çocukların gerçek yaşam becerileri zayıf. Mesela aileler her şeyi hazır veriyorlar önlerine, çocuklarda mücadele isteği yok. Bir anne babanın çocuğuna yapabileceği en büyük kötülüğü yapmışlar. Her istediklerini vermişler, her şeyleri var çocukların. Tabletleri, bilgisayarları, telefonları var… Bütün kurslara gitmişler. Yani doymuşlar çocuklar. Benimle sorun yaşadığında ki bazen bunu bilerek yapıyorum. Bekliyorum kendisi mi çözecek anne baba müdüre mi gidecek? Genellikle bu oluyor. Komik ve acı değil mi?.. Kendi yeğenime bile sorunlarını anlatınca akıl verir, düşünmeye yöneltir, başının çaresine bak derim. Hayatın boyunca yanında olmayacağım. Güçlü ol. Ama şimdiki durumda öğretmen kim ki?.. Bir telefonuyla oyunda yer verdirir çocuğuna, gerekirse indirir öğretmeni. Gelip konuşsa ikna edersin. Ama her şeyi o bilir, bu ego da yoruyor öğretmeni. Anne baba bilse kötülük yaptığını. Önce eğitim, önce öğretmene saygı… Evde öğretmeni yerden yere vuruyor şimdiki veliler, çocuğun da saygısı kalmıyor haliyle. Karşılıklı iletişim için çağırınca da kaçıyor. Madem biliyorsun argümanın ne, ne kurdun kafanda?.. Yapılan her şeyin bir temeli var. Biz kaybettik bazı değerleri. Bunu anlatmaktan yoruldum. Yine de umutluyum. Aşacağız… Tüketime alışmış bir de şimdiki çocuklar. Her şeyi çabuk tüketiyor. Yeri gelecek sıkılmayı da öğrenecek. Hayatta her şey istediğin gibi gitmez bazen. Şu da var, çocuklarımız bir misyon yüklenmişler, herkesin onlardan bir beklentisi var. O beklentiyi karşılayacağız diye çocukluklarını yaşayamıyorlar. Benim en önde olmam lazım, ben hata yapmamalıyım. Başkaları görmeli alkışlamalı. Biraz rahat bırakmak lazım. Fanusta çocuk yetişmez. Yeri gelsin kavga da etsin. Hatasının telafisini kendi yapsın. Ben çocuklarla hata yapma oyunu oynuyorum. Bazen kendi kendime “Aa bakın çocuklar! Ben de hata yapıyorum diyorum. Utanmayın. İnsan zaferleriyle değil, yenilgileriyle büyür dedik ya. Başınıza kötü bir şey geldiğinde onu da yaşamış oldum deneyim diye düşünün. Kötü not mu aldınız, ne demek olduğunu düşünün, bunun size ne kadar katkı sağladığını göreceksiniz. Bir sınavdan 60 mı aldınız sevinin, çünkü önünüzde çok güzel bir savaş başladı. Şimdi o 40 puanlık hatayı bulmaya çalışın. Her şeye sahip olmak değil enn yukarıda olmak değil mesele. 90 almak bir şey kazandırmaz. Hatalarınızı görmek kazandırır. Çocuklara ilk olarak dersler nasıl dediğinizde, Türkçe’den 90 aldım, 100 aldım diyorlar. Çünkü sayılarla kendilerini değerlendiriyorlar. Küçük Prens diyor ya, ‘insanlar sayılardan hoşlanır’. Büyüklerin dayatması bu. Aslında çocuk orda bu mutluluğundan, kazanımlarının kendindeki değişiminden bahsetmiyor. Başkalarına hava atmak… Öğretmenliğim zorluklarından bahsedeyim. Biz de insanız bazen şaşıyoruz. Kötü bir gün geçirdiğimiz oluyor. Motivasyonumuzu sağolsun daha da düşürmek için ellerinden geleni yapıyorlar insanlarımız. Öğretmenin karşısında anlayışsız bir idare, dünya etrafında dönsün isteyen veli ve öğrenciler, hakaret etmeye hazır basın ordusu olunca mutsuz oluyor. Mutlu da edemiyor haliyle. Bize ne oldu sahi?.. Sınıfta öğretmen cumhurbaşkanından önce gelir diyen bir Atatürk Türkiye ‘sinden, sınıfa ahıra girer gibi dalan okul müdürlerine… Çok kavgalar ettim geçmişte bu konuda. Dünyanın her yerinde birinin odasına girerken kapı çalarsın. Bizim ülkemizde öyle değil ama. O kadar çok öğretmen arkadaşım var ki istifa etmeyi isteyen. Bazen ben bile bıkıyorum. Ne yalan söyleyeyim, durum vahim diyorsam, buna inanın. En son Diyarbakır’da bir öğretmen arkadaşımıza yapılanlar beni çok üzdü. Artık ülkenin doğusu batısı fark etmiyor maalesef… Şiddet her yerde…

Yaşam felsefesi veriyoruz

Peki burada verilen eğitimle normal okullarda verilen eğitim arasındaki fark ne?

Burada bireyselleştirilmiş eğitim planlarımız var. Her çocuğun zeka düzeyi farklı, her çocuk aynı programı görmüyor. Üstün yetenekli oldukları için, normal çocuklara öğretilenden derin. Geçen gün sınıfıma teftiş için geldiler, hayran kaldılar. Üst bilişsel yolları aktif kılıyor, yeri geldiğinde psikomotor becerileri geliştirmeye yönelik etkinlikler yaptırıyorum. Disiplinlerarası çalıştığım oluyor. Aslında her şey düşünmeye yönelik benim sınıfımda. Biraz da işin felsefi tarafını öğretirken zorlamaya çalışıyorum. Bir gün ders işlerken bir baktım arkamda veli toplantısından çıkan veliler sınıfımın fotoğrafını çekiyorlar. Kamera sesini duyunca arkamı döndüm şaşırdım. Hayran kalmışlar bizi izliyorlar. Panodaki çalışmaları görünce… Bir veli de öğrenci olsam keşke şurda dedi. Bu arada sınıfta biz ders işliyoruz. Duydum hoşuma gitti. Benim için normal şeyler aslında. Demek ki doğru işler fark ediliyor. Uluslararası standartlarda, onları düşünmeye sevk edecek proje tabanlı eğitim söz konusu benim dersimde. Diğer dilleri de yeri geliyor tanıtıyorum.

Esenler’de Proje Koordinasyon Merkezi’nde görev aldığınız dönemden bahseder misiniz?

Komisyonlarda görev aldım. Çok yorucuydu. Haftada üç gün gidiyordum Esenler İlçe Milli Eğitim’e. Orada jurilerde oluyorduk. Mesela İstiklal Marşı’nı okuma yarışmasını yürüttük bir sene. Resim, şiir, kompozisyon yarışmalarının organizasyonunu yaptık. Güzeldi… Bana çok şey kattı.

İnsanlar birbirinin mutsuzluğundan besleniyor

Kaç ülke gezdiniz, gezdiğini yerlerle Türkiye arasındaki temel farklar neler?

20 ülke oldu. Bir sürü milletten insanla konuştum, insanlar belki bunu duymaktan hoşlanmayacak ama bizim milletimiz gittikçe bir şeyleri yitiriyor. Mesela maneviyatımızı… Bunu söylediğim için üzgünüm. Eğitim sektörünün içindeyim. Keşke olmasa dediğim şeyler oluyor. Bir insanın başarısını duyduğum zaman ben mutlu oluyorum mesela. Alkışlıyorum. Ama hemen başlanır meyve veren ağaç taşlanmaya. Keşke takdir etmeyi öğrensek. Yapıcı önerilerde bulunursak ülke kazanacak. Ama insanlar artık birbirlerinin mutsuzluğundan beslenir olmuşlar. İnsanlar iyi bir şey yaparken eleştiri göreceğim diye korkuyor, yapmıyor.  Bu yüzden çocuklarımı güçlü yetiştirmem lazım. Aşırı korumacı olmaması lazım anne ve babanın. Hep derim dünyada olumsuzluklar da var, siz kendinizi iyi yetiştirirseniz, mücadele ederseniz, iyi insanlar olursanız, dünya değişir. Siz iyi insanlar olun, iyilik yapın, evinize gittiğinizde başınızı yastığa çok rahat koyarsınız. Sizin sırtınızı pışpışlayıp evinize yollamayı ben de biliyorum. Zorluklara teşekkür edin. Onlara hazırlıklı olun. Hayat böyle…

Yayınlanmış bir kitabınız var, yazı yazdığınızı da biliyoruz, bu süreci en başından değerlendirir misiniz?

Çocukken şiir yazıyordum ama hiç kimseye gösteremiyordum, utanıyordum. Lisede edebiyat öğretmenim fark etti beni. Benimle özel ilgileniyordu. Bir gün 10 kişinin kompozisyon ödevini yaptığımı fark edince kızdı bana. Yazmayı seviyordum, hep severdim. Daha sonra şiirlerim yayınlanmaya başladı. Önümüzdeki hafta Uluslararası İstanbulensis Şiir festivali var, orda şiir okur musunuz?diye çağırdılar. İlk defa uluslararası bir platformda kendi şiirimi okuyacağım. Şu an üzerimde onun stresi var. Ben yazdım, ama şairim diyemiyorum, denmez zaten. Estağfurullah…

Güzel günleri konuşmak istiyorum

Son olarak sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Gençlere tavsiyelerim olabilir. Ben öğretmenliğe başlarken, Mustafa Kemal’e bir söz verdim.  Ülkemin menfaatini her zaman gözeterek, kendi bireysel menfaatlerimi düşünmeden, ülkem için çalışacağım. Hani derler ya halk için halka rağmen. Belki reçel yaparım belki atomu parçalarım belki çocuk yetiştiririm… Bu sonuncusunu yapıyorum işte. Allah muzaffer eylesin. Çok işim var daha. Yurt dışına çıktığım zaman attığım her adımda hep şu korku vardı önyargı; insanlar demesinler ki, Türk halkı saygısız. Örnek olayım, dost olalım, önyargıyı yıkalım… Almanya’da halen var Barbar Türk geldi… Biz harika bir medeniyetiz. Bunun değerini hatırlayalım, gösterelim. Neyi kaybettik, hatırla, demiş İsmet Özel. Olumsuz algının yıkılması için hâlâ uğraşırım. Bunun yanında öğrencilerimi de bilim, akıl, düşünce, sanat, barış perspektifinden yetiştirmeye çalıştım hep. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. O kadar doğru ki. Emin Çapa ‘nın tedx konuşmasını izledik geçende. Çok doğru şeyler söylüyor. İzleyin siz de. Ürettiğimiz şeylerle anılarım ülkece. Güzel ve başarılı işlerle… Hep derim ki, biz hepimiz aynı gemideyiz. Hepimiz kardeşiz. Sen yoksan bir eksiğiz. Okuyun, öğretilen dayatılan sistemin içinde kalmayın. Zaten okudukça farkılılaşırsınız. Çok eleştiriliyoruz yeri geliyor ama kıymetimiz geç anlaşılıyor. Alıştık. Bir şey değişmez diye düşünmeyin, siz elinizden geleni yapın emin olun bir şeyler olacak. Umulan odur ki iyi şeyler olacak. Sancı olmadan doğum olmaz. İnşallah vatanına milletine hayırlı evlatlar yetiştiririm hep…

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.