Zekâ oyunları

MOBİL REKLAM ALANI
16.09.2019
273
A+
A-

Birkaç gün önce, gözüme can sıkıntısı gazete haberi çarptı. Şu eczacıların marketlerde, ilaçlarının satılma sorunu. Araştırmalarım sonucunda eczacılar, bu kriminoluğun ( suç işleyen bilim) işsizlik fırtınasının getirdiği meslekler konusunda hemfikirdiler. Bu sıcak haber bana, SOBADAKİ HİKMET öyküsünü anımsattı.

“Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog, antropologdan oluşan bir heyet, bir araştırma için arazide bulunuyorlardır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakında bulunan bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi onlara bir şeyler ikram etmek ister. Odadan çıkar. Oysa hepsinin dikkati, yerden bir metre kadar yukarıda ve altında taşların üstünde duran sobadadır. Aralarında, sobanın neden böyle kurulduğuna dair bir tartışma başlar.

ARA REKLAM ALANI

Kimyacı; Adam sobayı yükselterek, aktivasyon enerjisini düşürmüş. Böylece daha kolay yakmayı amaçlamış.

Fizikçi; Sobayı yükselterek, konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş.

Jeolog; Burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir depremde, sobanın taşlar üzerine yıkılmasını sağlayacak. Yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış.

Matematikçi; Sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş. Odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış.

Antropolog; Adam, ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle, sobayı yukarı kurmuş. Der.

Bu sırada ev sahibi içeri girer. Ona sorarlar. Adam;

“Boru yetmedi de, efendim.” Der.

Bu öykü nereden mi çıktı? Domuz gribi çıkınca pazarcılar tezgâhlarındaki portakalı, limonu, mandalinayı greyfurtu, domuz gribine karşı bire bir, ilaç olarak satmaya başladılar. Soğan soğan olalı, böyle rağbet görmedi. Yaşam alanlarımızın en güzel yerlerine, mikrobu öldürüyor diye yerleştirildik. Kızıl kabuklarına, kırmızı altına bakar gibi bakıyoruz. Sarımsağa ne demeli! Domuz gribinin korkusundan, sarımsağın kokusu unutuldu. İlaç gibi her sabah bir tablet yutuyoruz, yâda kaynatıp suyunu şurup gibi içiyoruz. Televizyonlar da aktar doktorlar çoğaldı. Bitkilerden, sebze ve meyvelerden bahseder oldular. Ziraat fakültesini mi, tıp fakültesini mi bitirdiler anlayamadım. Hani köylünün birine sormuşlar oğlun büyük okul kazanmış ne olacak? Köylü yanıtlamış, “Dohdur okuluna gideyyo, müendis olacak garı”

Zamanında sandoz vitamini alan köylü kadınlar, evlerinde misafirlerine oralet gibi açıp içirmişlerdi. Kanımca, önce halkı eğitmek lazım.Valla bu krizde birçok meyveden almaktansa, bir kutu vitamin alırım daha iyi! Mantığı yerleşirse ne olur? Siz düşünün!

Ülkemizde gerçek mesleğinin dışında, yan işlerle uğraşan eğitimli insanlarımızın örnekleri çoktur. Yakında eczane raflarında, meyve ve sebzeleri görürseniz sakın şaşırmayın. Ne fizikçi, ne kimyacı, ne matematikçi, ne jeolog, ne de antropolog yanıtını bulmaz. Tek yanıtı eczacılar verecektir. “Ne yapalım efendim, eczanemizde ilaç satamıyoruz!..”.

Nasrettin Hocanın bir fıkrasını anımsadım. “Adamın birinin gözü ağrıyormuş. Yolda giderken hocayı görür. Gözünün ağrıdığını söyler. Hoca gülerek yanıt verir. ‘Geçen benim de dişim ağrıyordu. Dişçiye gidip çektirdim ve ağrıdan kurtuldum. Sende git çektir kurtul!..’der.
Ne diyelim; bir şeylere daha yüksek perspektiften bakıldığında, birbiriyle ilgisiz sandığınız şeylerin aslında bağlantılı olduğunu görebiliyoruz…

MOBİL REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.