DOLAR 6,0918
EURO 6,6103
ALTIN 322,0
BIST 116.829
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 10°C
Parçalı Bulutlu

Yalancı suflör

17.09.2019
98
A+
A-

Çocukluğumuzda bir oyun vardı “Kulaktan Kulağa” fısıldanan. İsterseniz bu oyunu bir anımsayalım. Biri bir şey fısıldar yanındakinin kulağına! Yanındaki de kendi yanındakinin kulağına! Sırayla herkes yanındakinin kulağına, kendi kulağına söyleneni anladığı şekilde söyler.

İlk başta söylenen kelime ya da cümle, son kulağa gelinceye kadar anlamı değişir. Ortaya bir kahkaha yayılır. Söylediğim gibi bu bir oyun. Gülmek ve eğlenmek için oynanır.

Bu günde yalancı suflörlük yapanlar var. Ne yazık ki ağlanacak halimize oyundaki gibi gülüyoruz! Buna dedikodu mu desem iftira mı bilemem. Son günlerde medyadaki olayları bir düşünelim.

Her mevkide her yaşamda rastlıyoruz bu suflörlere. Pek çok kişi başına gelmesinden korktuğu şeyi, başkasına düşüncesizce hatta gönül rahatlığı ile yapar. Ellerinde yazılı bir metin ya da kanıt olmadan uydurduklarını keyiflerine göre çevresindekilere anlatır. Onu destekleyenler ise, inanılmayacak boyutta kişi ya da kişilere zarar verir.

Ciddiye alınmayacak bir olay, bu insanlar sayesinde ciddiye alınır. Konu uzar gider. Bu yapılan dedikoduların en kötüsü, belki de geriye dönüp giderme şanslarının olmamasıdır. Genel de insan olarak olumlu asılsız çıkan bir dedikoduyu çabuk unutuyoruz. Belki de olumsuz haberlere çoğumuz daha fazla eğilimliyiz.

Denetim dışı davranışlar belki de hayatımızda en sık rastlanan durum. Herkes bir karmaşanın içine giriyor. Bu yalancı suflörlere ister vatandaş, ister gazeteci, ister siyasetçi olsun; halk arasında kısaca dedikoducu iftiracı derler.

Tabii ki bu davranışların arkasında karmaşık fakat güçlü bir destekleme sistemi var. Hiç kimsenin insanları şekillendirmeye karalamaya hakkı yok!!! İnsan kendini bilişsel bir yapının içindeymiş gibi göstermeye çalışırken basit bir şartlamanın maşa olarak kullanılmanın ürünü olduğunu da unutmamalı.

Aklıma Nasrettin Hocanın bir fıkrası geldi. Sanırım her yaşam boyutunda Hocanın fıkralarına gereksinim duyuyoruz. Bilirsiniz ki N. Hocanın fıkralarında geniş köklü bir mistik anlayışı vardır. Örneğin “Hoca bir gün ben öldüm diyerek boş bir mezara girer.

Gece mezarlıktan geçen Fincancı katırlarını ürkütür. Fincanları kırılıp dökülen mal sahibi hocayı döver. Ertesi gün hoca süklüm püklüm evine döner.” Hocaya” Ahrette ne var?”diye sorarlar.
Hoca “ Fincancı katırlarını ürkütmezsen bir şey yok!!”der.

Tasavvuf görüşüyle açıklamıştır hoca bu olayı. (Ölmeden önce ölünüz “mutu kable entemutu”) hadisine bağlamıştır. İnsanları kötülüklerden, dünya hırsından arındırmak için tasavvuf fıkraları ve yazıları vardır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.