DOLAR 6,0918
EURO 6,6103
ALTIN 322,0
BIST 116.829
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 10°C
Parçalı Bulutlu

DİN VE EKONOMİ

DİN VE EKONOMİ
03.12.2019
304
A+
A-

Birileri kabul etse de etmese de din toplum hayatını yönlendiren, siyaseti belirleyen önemli bir olgudur. Bu önemi ile doğal olarak ekonomiyi de belirlemektedir.

Din, azınlık kimine göre, cahillik ve geri kalmışlık olsa da çoğunluk anlayışa göre toplum ilişkinde rasyonel-fonksiyonel bir fenomendir!

Ekonomi biliminin en önemli teorisyenlerinden Alfred MARSHALL, İktisadın İlkeleri kitabının giriş kısmında şöyle der: “Dünya tarihini şekillendiren ve insanoğlunun kendi günlük işlerini yönlendiren iki asli kurum vardır, bunlar din ve ekonomidir.”

Kimilerine göre din ve ekonomi kavramlarının birlikte kullanılması abes durabilir!   Çünkü din kavramı ebedi alem ve ahiret için çalışmayı önemserken, ekonomi bu dünya hatta mevcut zaman dilimi için çalışmayı önemsemektedir! Din kanaat vaaz ederken, ekonomi fazla kazanma ve fazla harcamayı öğretmektedir!

Tahrif edilmiş dinin teoloğu olan Adam Smith ve birçok ekonomiste göre: “Ekonomiyi okumak, yani toplumsal olguları algılayabilmek, oluşumları görebilmek, onları bir mihenk taşına oturtabilmek için mutlaka dinsel ekollere ve öğretilere ihtiyacımız vardır.”

Din iş ahlakı, dürüstlük, güven, yardımseverlik, misafirperverlik tutumluluk gibi kavramların kaynağı olması hasebi ile ekonomik akışa etki etmektedir.

Tahrif edilmiş din mensupları dürüstlük, güven, yardımseverlik, misafirperverlik gibi açık kavramları bozamasalar da iş ahlakı ve tutumluluk gibi göreceli kavramları tahrif etmişler, dini tahrif ederken kullandıkları ilkel ve paganizm dürtülerini din kisvesine büründürerek ekonomiye enjekte etmişlerdir.

Yunan-Roma mitolojisinde Hermes ticaret tanrısıdır! Günümüzde ise çanta markasıdır!

Din dediğimizde tahrif edilmiş Hristiyanlık doktrininde dünyevi zevkler ve para kazanma hırsı günahtır (Protestanlık hariç)! Tahrif edilmiş Musevilikte ise zengin olmak para kazanmak övülmüştür!

Babil hapsi ve sürgününden itibaren sürgün yaşamaya alışkın Yahudiler ise mülk edinmek yerine ticaret ile para üzerine yoğunlaşmışlar, yatırımcı olmak yerine finansör olmayı tercih etmişlerdir!

Yahudilik sürgün ezikliğini yenmek için Siyonizm doktrinini geliştirmiş, sayısal azlığını Hristiyanlığın sayısal çoğunluğunda “eski ahid” ve “yeni ahid” kavramları ile harmanlamış, nefse de uygun olan zenginlik ve para kazanma hırsını zamanla Hristiyanlara enjekte etmişlerdir.

Bu enjekte, AB bayrağında yer alan ve Yakup peygamberin 12 oğlunu simgeleyen yıldızlar ve Eurovision şarkı yarışmasında İsrail’in yer almasına kadar siyasal ve sosyolojik sonuçlar doğurmuştur!

Bizim batı uygarlığı diye tarif ettiğimiz ve Hristiyanlık ve Yahudiliğin beslediği bu uygarlık zamanımızdaki ekonomi anlayışını belirlemiş “insan insanın kurdudur” felsefesinde sömürü düzenini geliştirmiştir.

Günümüzde kullanılan para sistemi, zorunlu olarak faize dayalı bir yapıyı kurmaktadır! Çünkü paranın zaman değeri bulunmaktadır ve zaman ilerledikçe bu para değer kaybetmektedir! Bu durum enflasyonu doğurur ve enflasyon kaçınılmaz olarak faize yol açar!

Altında ise durum farklıdır. Altın bir mal olduğu için arz ve talebe göre değeri değişebilmektedir. Altın, arzı ve talebi sürekli değişen bir mal olmadığından değer değişimi büyük oranlarda olmamaktadır. Bu sabit değeri korumak için İslam düşüncesinde altın ve gümüş gibi kıymetli madenlerin bina süslemesi, tabak, ziynet eşyası gibi lüks mala dönüştürülmesi hoş karşılanmamıştır. Zira bu durumda hem altına talep çok miktarda olacaktı hem de para basmak için gereken altın miktarı azalacak ve paranın değeri sürekli değişecekti.

İslam kurmuş olduğu siyasi sistem içinde emeğe saygı, faiz yasağı, sadaka ve zekât gibi normlar ile ekonomik doktrinin temellerini atmıştır.

İslam siyasi sistemi kâmil manada uygulanmadığı sürece İslam ekonomisinin uygulanamayacağı tarihsel olarak ta önümüzdedir.

Haksız mülkiyet edinenlerin, vergilerini(!) adam gibi vermeyenlerin, işçinin hakkını zamanında ve kâmil manada vermeyenlerin, para sistemini İslam’a göre kuramayanların İslam siyasi anlayışına dair söylemleri sistemin en önemli ayağı olan ekonomiyi iyi anlamadıkları için baştan çökecek ve anlamsız kalacaktır.

Faizi dünya gerçeği görmek, israfta itibar aramak, paranın dini imanı yoktur gibi geyikler ile gerçekleri saklamak İslam’ı ve ekonomisini anlamamak demektir.  İşin özünü anlamayanların gerçeğe ulaştırma şansı yoktur ama gerçekten uzaklaştırma şansı çoktur.

“Faiz (riba) yiyenler, ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: “Alım-satım da ancak faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alış-verişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah’a aittir. Kim (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.” (Bakara Suresi 275. Ayet)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.