Esenler'in Haftalık Tek Yerel Gazetesi
   
    | Bize Ulaşın  | Giriş Sayfam Yap  | Sık Kullanılanlara Ekle  |     
 
 »   Anasayfa
 »   Eğitim
 »   Sağlık
 »   Spor
 »   Siyaset
 »   Vitrin
 »   Arşiv
 »   İletişim
   
   
   

Ayastefanos’tan Yeşilköy’e

 

Seneler önce William Shakespeare’nin “Venedik Taciri”nde ince ince dokuduğu karakterleri Al Pacino’nun başrolünde ve muhteşem oyunculuğunda beyazperdede  izlediğimde  ‘bu şehri görmek  lazım’ dedim.  İlk fırsatta  Vivaldi’nin  de doğum yeri olan kanallar şehrine attık kendimizi. San Marco Meydanı’nın  arkasından gondol kiralayarak şehri daha iyi görmek için küçük bir tur yaptık. 

Farklı ülkelerde  bölgeyi daha iyi tanımak için şehrin esnafından bilgi almayı, yerel tadları denemeyi  çok severim. Gondolcuyla bu amaçla başlayan  sohpetimiz Venedik ile ilgili  önyargılarımın bozgunuyla hayallerimi yıkarak devam etti…

Son derece fit, içi dışında, sempatik, çenesi düşük, yüksek sesiyle konuşmak değilde daha çok bağıran tipik İtalyan kürekçimiz  bizim Istanbul’dan geldiğimizi öğrenince  samimi bir şekilde; “Buraya yarım gün ayırsanız  yeter,  bir günde Murano ve Burano adalarını görünce biter, gece yapacak birşey bulamazsınız zaten, üç gün kalsanız bunalır  kaçacak yer ararsınız” diyerek yarı şaka yarı gerçek başladı  şehrini anlatmaya;

“Venedik lagününün  görüntüsü mimarisi turiste güzel gözükür.  Ama içi yaşamayan,  rutubet kokan  kasvetli bir şehirdir,  rutin işin yoksa burda yapacak bir şey bulamazsın … Gelip giden turistin canlandırdığı, nadir yapılan etkinliklerin hayat kattığı bir şehir burası… Ama İstanbul öyle mi! 24 saati dolu dolu yaşayan, sporu, etkinliği gez gez bitmeyen semtleri, gece gündüz eğlencesi, doğası, kültürü , tarihi, hareket yaratan bir şehir. Hayatı dolu dolu yaşatıyor. Kim ne isterse buluyor İstanbul’da…” diyerek bize Venedik’i değilde İstanbul’u ballandıra ballandıra anlatmaya başladı. Belli ki çok keyifli vakit geçirmiş  İstanbul’da gondolcumuz…

Sanatı, mimari ve rönesans sonrası medeniyetiyle hayran olduğumuz, tarihini  oku oku bitiremediğimiz,    gelişmişliğine bizler imrenip içine girmeye çalışırken   bu veryansın şaşırtmadı desem yalan olur… “İnsanoğlu nankör”  dediğimi  bile hatırlıyorum. Ama bu sıfat hangi tarafa daha çok yakışıyor hala göreceli…  J.

Aradan zaman geçince  karşımıza çıkan her metnin  bağımsız olmadığına, insana dair davranışların bir  yankısı olarak bütün metinlerin birbiriyle ilintili,  her birinin  bir diğeri olmadan sınırlı, eksik ve öksüz kaldığını düşündüm. Her şehrin hikayesi, enerjisi farklı… Evlilik ilişkisi gibi sanki; Ruh enerjisinin   şehirle, yaşanan semtle bütünleşmesi.  

Tekdüzelikten sıkılmış içi fıkır fıkır kaynayan  gondolcuya hitap eden şehir İstanbul, New York gibi metropoller olsa gerek...  Gerçekten doğusu, batısıyla içinde barındırdığı kültürel renklilikle  tarihi geçmişiyle önemli bir megakent  İstanbul… 70’li yıllar sonrasında  göçlerle çarpık kentleşmenin dejenerasyonunda  bir megaköy olsa da hayat ve hayata dair ruhların coğrafyasında   alttan alta içi kaynayan   yaşayan ve yaşatan bir şehir.

“Önce söz vardı” NTV de yayınlanan programda  İskender Pala, Mario Levi ve Ahmet Ümit  ‘İçinden deniz geçen şehirlere  dişi alegorisi yapılır.’ dediler geçen hafta. ‘Estetik, değişken ve  çekici gelir’  dedi İskender Pala… Etrafı kara ile çevrili şehirler ise erildir. Mesela Ankara; güç ve kuvvettir...’ dedi. İstanbul'un çekici, Venedik'ib de rutubet kokusuyla yaşlı  ve yorgun görünmesi bundan mıdır bilmiyorum ama   şehirlere uyan cinsiyetleri tahmin etmek eğlenceli geldi. Yeni birşey öğrenmiş oldum.

Bizim gondolcu gibi   eşim de bundan önce yaşadığımız semt Etiler’den bunalırdı.  Trafikten sıkıldıkça, doğup büyüdüğü  Yeşilköy’de kendi ruh enerjisini yakaladığını ifade ederdi.  Her aile ziyaretimizde Etiler’e ayakları zor döner,  mavi ile yeşilin buluştuğu,  eksoz değil iyot kokusunun ciğerlere çekildiği, eski taka balıkçı motorlarının martı sesleriyle buluştuğu, taze balığın,   farklı din ve kültürlerin huzurla birleştiği Yeşilköy’den sürgüne gider gibi boynu önünde dönerdi.

Yeşilköy  halkının  huzur dolu, medeni, sevecen, nezih yönünü görüp seçerken  Etiler’de  betonlaşmış  daralmış yollarda, sıkıntılı trafik ve  korna sesleriyle  hırslı, yaşamın zorlu rutinini yüzünde taşıyan mutsuz çoğunluğu seçip gösterirdi.

Doğup büyüdüğü semtte faytoncu Stepan amcanın yanında oturup Yeşilköy turu atmasından, balıkçı Hasan’nın canlı istakoz getirmesinden, bisikletli kısa şortlu bayanların güven içinde  huzurlu turlarından bahsederdi.  Eski yalılarda balo akşamlarının nezihliğini, Ayten Alpman’ın güzelim tok sesini, meşhur Rönepark dans gecelerini, Uğur Dündar’ın işlettiği Çınar Otel  diskosunda geçen  delikanlı dönemini,  ismi duyulmadan önce Fatih Erkoç’un  Yeşilyurt Spor Klübü  jazz gecelerini, üstü açık Reks sinemasını, Anjelo’nun yerinde eğlencelerini anlatırken kendinden geçip o günlere dönerdi. Semtin mimari güzelliği, Türk, Rum, Ermeni, Levanten   arkadaşlarıyla  geçirdiği keyifli zamanlar  gözlerinde ışıklar yakardı.  

Sevinmeli mi yoksa üzülmeli mi bilmiyorum ama eskiyi koruma lüksü kalmayınca,   eşimin hayali     doğduğu köşkün   aile   apartmanına çevrilmesiyle gerçekleşti.   Sahilindeki nefis yürüyüş yoluyla, yeşile, börtü böceğe, kuş türlerine ev sahipliği yapan daha çok da bıldırcın avlak yeri olarak tarihte bilinen, eski adıyla “Ayastefanos”  semtine yerleştik..

 En duayen kaynaklardan  Turgay Tuna'nın “Deniz Fenerinin Işınğında Yeşilköy” kitabında semti şöyle anlatıyor ;

Hıristiyanların ilk din kurbanlarından ve diyakoslarından biri olduğu düşünülen ‘Ayios Stefanos’, İsa’nın ölümünden 9 ay sonra, şehit edilerek öldürülmüş İsa’nın ilk müritlerinden biridir.

İkonografide genellikle elinde bir buhurdanlıkla gösterilir. Bir Musevi olup İsa’nın yolunu seçmiş olduğu için, mahkeme sonunda M.S.33  te recm ile öldürüldüğünden kimi ikonografilerde elinde bir taşla gösterilmiştir.

Şehit edildikten sonra azizlik mertebesine yükselir ve Filistin’de gömülür. 4. ve 5. yüzyıllar arasında, mezarları bilinen azizlere ait kemiklerin başkent Konstantinopolis’e getirilmesi söz konusu olur. Ayios Stefanos’un mezarından çıkartılıp İstanbul’a getirilir. Bu arada Latinler azizin kemiklerinin kendilerine verilmesini isterler.

Bizans imparatoru karşı çıkmaz, kemikler İtalya’ya gönderilmek üzere İstanbul’dan  bir gemiye yüklenip yola çıkartılır. Ne var ki, gemi yola çıktıktan kısa bir süre sonra büyük bir fırtına patlak verir ve gemi Yeşilköy açıklarında demirler. Neticede fırtına daha da artış gösterince, geminin batacağından korkularak kemikler sahile  çıkartılır. O zamanlar Yeşilköy, adını bilemediğimiz küçük bir balıkçı köyüdür. Bugünkü Rum kilisesinin olduğu yerde bir çadır kurulur ve bunun altında azizin kemiklerinin bulunduğu sanduka korunma altına alınır. Fırtına bitip hava güzelleştiğinde gemi İtalya yolunu tutar, fakat bu arada birkaç kemik parçası da bu küçük balıkçı köyünde bırakılıp sonradan inşa edilecek kilisenin zeminine gömülür. Fırtınanın devam ettiği 10-12 gün içinde denizcilerin aç kalmaması için köylüler tarafından koyunlar kesilir ve bu gelenek o günden bugüne dek devam eder.

Her yıl aralık ayının 26. günü, Yeşilköy Rum kilisesinde Thisias adı verilen kurban kesme ayini yapılır. Neticede azizin kemiklerinin saklandığı küçük balıkçı köyü çok geçmeden Ayios Stefanos adını alır ve kemiklerin saklanmış olduğu, çadırın kurulduğu yere ilk kilise inşa edilir. Kilisesinin arka bahçesinde bugün kime ait olduğu bilinmeyen, erken Bizans dönemine ait bir lahit yer almaktadır.”

 Yeşilköy tarihindeki önemli olaylardan biri de, 1204 yılında  vuku bulan IV. Haçlı Seferi’nde Haçlı ordularının Konstantinopolis’ten önce ilk ayak bastıkları yerleşim olmasıdır. Yeşilköy açıklarında gemiler demir atmış, gemilerden inen Haçlı askerleri sahilde çadır kurmuşlar. Bir tek Ortodoks kilisesi olmasına karşın Lâtin kumandanlar bu kiliseyi doldurup, büyük bir Te Deum ayini yapmışlar. 

 Diğer taraftan Osmanlı kaynaklarında Evliya Çelebi de bir deniz yolculuğundan sonra Ayastefanos kasabasına geldiğinden “Bir küçük çarşısı, iki kilisesi olan Rum kasabası”  betimlemesiyle bahsediyor.

Geç Roma ve Bizans dönemlerinden bu yana da genelde yazlık  sayfiye yeri  olarak  renkli zengin bir tarihe sahip oluyor  Yeşilköy.

Bu tarihten akılda kalan küçük ana başlıklarıyla  vermek gerekirse;

Yeşilliğe yeşillik katan İstasyon caddesindeki  ağaçları Bosnalı Salih Efendi diktiriyor, caddenin köşesindeki rum  pastanesi müthiş lezzetli ponçik elmalı kurabiyeleri yapıyor,  Dr.Kalangos  hali vakti yerinde olmayan Yeşilköy halkından ücret almadan muayene ediyor, Kalangos'un damadı Teo’nun halen aktif oyuncak  tren merakı bulunuyor, Beyoğlu’ndaki San Antonio klisesi mimarı  Guiglio Mongrei  ve Arkeoloji Muzesi mimarı Aleksandre Vallaury gibi bir çok  ünlü mimar, ressam ve sanatçılar semtte yaşıyor,  meşhur ermeni Dadyan ailesinin ve  üç asır Osmanlı hizmetlerinin izlerine rastlanıyor, Crespin ailesinin   I. Dünya Savaşı’ına  çağrılan oğullarının enteresan tesadüflerle dolu  hikayesinde şanslı gelişmelerin enerji kaynağı  Aya  Fotini Ayazma  varlığını koruyor.

Yine Yeşilköy’de Bizans döneminden günümüze gelen yapılardan biri, tabii ki yüzyıllardan bu yana değişime uğramış olsa da Aya Fotini Ayazması  sık ziyaret edilen, şans ve enerjisine inanılan bir nokta olmuş. Aslında, Yeşilköy’de Bizans dönemine ait toplam dört ayazmanın olduğu bilinse de  diğer üç ayazma binaların altında kalarak kaybolmuş.

Bütün bunlar dışında semt geçmişine bakılınca göze çarpan   konuları   kısaltmak  ya da bahsetmemek yarım bırakmak olur.

Mesela; Kırım Savaşı sırasında buraya yerleşen Fransızlar 1856 da   İstanbul'un üç fenerinden birisini Yeşilköy’ e yapıyorlar.  (Deniz feneri de edebiyatta metafor olarak kullanılan   karanlığın içinde zor şartlarda yol gösteren,  umudu çağrıştıran, aydınlık  bir ifade.)

Ardından 1878 Savaşı sonunda Ruslar Ayastefanos’ta karargah kuruyor ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın sonuçlarını kayda geçiren Ayastefanos Antlaşması burada imzalanıyor.

Ölen Rus askerleri anısına  1895 de bir Anıt  dikiliyor.  Apolitik bakınca bir sanat şaheseri aslında…İç kısmındaki duvarlar için   Çar’ın  gönderdiği saray ressamlarının 6 ay İstanbul’da kalarak muhteşem dini tablolarla süslediği müthiş görkemli bir abide. 1914 de I.Dünya Savaşı’nda Rusya ya savaş açılmasıyla havaya uçuruluyor.

Sultan II. Abdülhamit'in Selanik'e sürgün kararı burada alınıyor.

Mustafa Kemal Atatürk semte iki kez geliyor.

1912'de Balkan Savaşı sırasında koleradan dolayı hasta olan binlerce asker buraya getirilerek karantinaya alınıyor ve yaklaşık üçbini ölüyor. Ölenler köyde değişik yerlerde ve tren istasyonu yakınlarında açılan çukurlara gömülüyor.

Hareket Ordusu Selanik'ten başlayan yolculuğunda son molayı burada veriyor. Bu tarihi konaklama Yeşilköy'ün sokak ve cadde isimlerine yansıyor  "Hareket Ordusu Sokak", "Mahmut Şevket Paşa Caddesi", "14 Nisan Sokak" gibi.

Yeşilköy, 1928 yılına kadar Ayastefanos adını taşımış; Levantenler, Latinler, Katolikler San Stefano adını vermişler. Cumhuriyet döneminde yer isimleri Türkçeleştirilirken  semtte yaşayan yeşile, doğaya aşık olan  batı hayranlığı ile de iyi bilinen ünlü edebiyatçı Halit Ziya Uşaklıgil' in    “Yeşilköy”   ismi verdiği söylenir. 

Kaynaklar:

Adım Adım İstanbul Turgay Tuna  Aralık 2015

“Deniz Fenerinin Işığında Yeşilköy” Turgay Tuna

Yeşilköy Muhtarlığı  

 

Yorum Köşesi
Adınız :
E - Posta :
Konu :
Mesajınız :
Image (güvenlik kodu):
 
       
       
 

~~ F&F Gazetecilik İlan ve Reklam Ajansı ~~
* Sitede yayınlanan,Bölgede İlk Haber kaynaklı haberlerin izin alınmadan veya kaynak belirtilmeden kullanılması yasaktır.
* Sitemiz 1024*768 piksel ve üstü ekran çözünürlüklerinde sorunsuz görüntülenmektedir.Tavsiye edilen çözünürlük: (1280*1024)